Bir tedarikçiye bağımlılığın derecesini ithalat tablosundaki payından önce şu soruyla ölçerim: Yarın teslimatı durdursa ne kadar sürede başka bir seçeneğe geçebilirsiniz? Bir ayda çözülen yüksek ithalat bağımlılığı, yıllarca aşılamayan küçük bir teknik bağımlılıktan daha yönetilebilir olabilir. Güç hesabının merkezine toplam ticaret hacmini değil, çıkış süresini koymak gerektiğini düşünüyorum. Dış politika açısından asıl pahalı olan, masadan kalkamayacağınızın karşı tarafça bilinmesidir.
Bayrağa bakmak yetmiyor
OECD'nin 24 Haziran 2025 tarihli yarı iletken değer zinciri çalışması, üretim süreçlerinin küresel ölçekte dağıldığını, aşamaların birbirine sıkı biçimde bağlandığını ve bazı kritik girdilerin belirli bölgelerde yoğunlaştığını belirtiyor. Bu, tek bir fabrikanın adresine bakarak bütün sistemin güvenliğini anlayamayacağımızı gösteren somut bir başlangıç noktası. OECD · 2025-06-24 ↗
Buradan her şeyi içeride üretme sonucunu çıkarmıyorum. Böyle bir hedef, güvenliği ölçmek yerine bir mülkiyet fotoğrafıyla yetinme tehlikesi taşıyor. Yerli tesisin kullandığı ekipman, bakım bilgisi veya yazılım için tek bir dış kaynağa mecbursanız, fabrikanın bayrağı size tam hareket serbestisi sağlamaz. Bu koşullu örnekte mesele fabrikanın değerini küçültmek değil, bağımlılığın hangi kapıdan içeri girdiğini doğru bulmaktır.
Devletlerin işe ürün listelerinden önce işlev listeleriyle başlamasını öneriyorum. Hangi sistem durduğunda hastane, ulaşım, iletişim veya temel üretim aksar? Hangi parçanın yokluğu bu işlevi keser? O parçanın stokta bulunması ne kadar zaman kazandırır? Alternatifin teknik olarak çalıştığı gerçekten denenmiş midir? Bu soruların yanıtları olmadan açıklanan bağımsızlık hedefi, bütçeyi nereye yönelteceğini söylemeyen bir temenni olarak kalır.
Seçenek satın almanın maliyeti
İkinci tedarikçi daha pahalı olabilir. Bu nedenle bütün alımları en düşük birim fiyat üzerinden değerlendiren bir sistem, ihtiyaç duyduğu güvenlik payını kendi eliyle eleyebilir. Önerim, kritik alımlarda iki ayrı hesabın tutulması: Olağan dönemin maliyeti ve kesinti döneminde hizmeti sürdürmenin maliyeti. İkincisine ayrılan kaynak, ilk hesabın içinde gizlenmemeli; açıkça gerekçelendirilmiş bir dayanıklılık gideri olmalı.
Fakat burada da kolay bir savurganlık kapısı var. Her şirket ürettiği malı stratejik ilan ettirmek isteyebilir. Her kurum, ihtiyat gerekçesiyle gereğinden fazla stok talep edebilir. Bu yüzden kritik ürün tanımı süreli ve denetlenebilir olmalı. Bir malın stratejik sayılması için yokluğunun hangi hizmeti, hangi zaman diliminde ve hangi ölçüde etkilediği gösterilmeli. Siyasi yakınlık bu sınavın yerine geçmemeli.
Ayrıca kâğıt üzerinde ikinci tedarikçinin bulunması yeterli değil. İki şirketin aynı temel girdiye veya aynı lojistik geçişe bağımlı olduğu varsayımsal durumda, satın alma sözleşmelerinin sayısı artsa da gerçek seçenek sayısı artmaz. Güvenlik değerlendirmesi bu nedenle doğrudan satıcının bir adım gerisine bakmalı. Mümkün olan alanlarda alternatif ürünün kullanım denemeleri, kriz gelmeden yapılmalı; imzalanmış sözleşme çalışır bir yedek sistemle karıştırılmamalı.
Sertliğin de çıkış planı olmalı
Karşı görüşü ciddiye alıyorum: Bazı teknolojiler askerî güçle doğrudan ilişkilidir ve yalnızca çeşitlendirmeyle korunamaz. Belirli üretim becerilerinin ülke içinde tutulması gerekebilir. İtirazım bu ihtiyaca değil, istisnanın bütün ekonomiye yayılmasına. Her ticari ilişki güvenlik dosyasına çevrilirse, gerçekten hassas olan alanlara ayrılacak para ve dikkat de seyrelir. Seçici olmak, güvenliği hafife almak değildir.
Ticari baskı araçları için de benzer bir disiplin öneriyorum. Bir kısıtlamanın hedefi, başarı ölçüsü ve sona erme koşulu açıklanabilmeli. Karşı tarafın hangi davranışı değiştirirse tedbirin kaldırılacağını bilmediği bir düzen, pazarlık aracı olmaktan çıkıp kalıcı kopuş mekanizmasına dönüşebilir. Bu benim stratejik değerlendirmem: Çıkış yolu göstermeyen baskı, muhatabın uzlaşma hesabındaki olası kazancı azaltır.
Üstelik dışarıya yöneltilen bir tedbirin içerideki maliyeti ayrıca izlenmeli. Korunan üretici kadar girdisi pahalanan işletme de hesaba katılmalı. Başarı, yalnızca hedef ülkeye verilen zararla ölçülürse kendi sanayimizin ödediği bedeli görmezden gelebiliriz. Düzenli değerlendirme ve gerektiğinde değişiklik, kararsızlığın değil araç ile amaç arasındaki bağın korunmasının göstergesi olmalı.
Orta ölçekli ülkeler için alan
Türkiye gibi kendi stratejisini kurmak isteyen ülkeler açısından benim önerim, her alanda devlerle yarışma iddiasından önce vazgeçilmez bir yetkinlik seçmek. Bakım, test, tasarım, belirli malzemeler veya uzmanlaşmış üretim gibi seçenekler teknik ve ekonomik analizle karşılaştırılabilir. Burada herhangi bir alanda mevcut üstünlüğümüz olduğunu ileri sürmüyorum. Savunduğum yöntem, prestijli olanı değil sürdürülebilir biçimde geliştirilebilecek olanı seçmek.
Böyle bir strateji diplomasiye de daha somut bir dil kazandırır. Ortaklık, yalnızca iyi ilişkiler bildirisi olmaktan çıkar; karşılıklı erişim, bilgi paylaşımı ve kesintide yardım koşulları üzerinden kurulabilir. Bu anlaşmaların değeri, olağan günlerde kaç kez anıldıklarıyla değil zor günde hangi seçeneği açık tuttuklarıyla ölçülmeli.
Gücü, kapıları kapatma cesaretiyle tanımlamak kolay. Ben daha zor olanı öneriyorum: Gerektiğinde başka bir kapıdan geçebilecek kapasiteyi kurmak. Bunun bir kısmı üretim, bir kısmı stok, bir kısmı bilgi, bir kısmı da güvenilir ortaklıktır. Başarı ölçümüz her malın üzerinde aynı ülke adını görmek değil, bir başkasının kararının bizi seçeneksiz bırakmasını önlemek olmalı.